21 Şubat 2016 Pazar

Cotton Tail

Son zamanlarda seyahat yoğunluğum bir hayli arttı, dolayısıyla İrma ve caz standartlarıyla baş başa kalma sıklığım ne yazık ki azaldı. Ancak bu demek değil ki anlatacak hikayelerin sayılmasında bir eksilme var. Mesela geçtiğimiz hafta sonu Sırma ile birlikte Kopenhag'ı ziyaret etme şansı bulduk... 

Kopenhag'ın Kayıp Eldivenleri
Açıkçası son dönemde bana bu kadar etkileyen ve gerek farkındalığımı, gerek göz ve damak zevkimi, gerekse estetik anlayışımı böylesine derinden etkileyen bir yolculuk yapmamıştım. Bilenler bilir, birkaç kuşak öncesine ait tanıdıklar seyahatten dönen arkadaşlarına 'yediğiniz içtiğiniz sizin olsun, siz gördüklerinizi anlatın' derler ancak söz konusu Kopenhag olunca yenilen yiyeceklerin ciddi bir önemi var. Ne mutlu ki yiyecekler üzerine bir blog yazmıyorum yoksa takip eden tüm satırları Kopenhag'daki dahiyane mutfak ustaları ve sanat eseri kıvamındaki tabaklarıyla doldurabilirdim. Siz iyisi mi benim yiyecekler ve mutfakları tasvir etmedeki yetersizliğime bakmayın ve bu güzel şehri ziyaret edebilirseniz önceden birkaç güzel yere rezervasyon yaptırın.

Kopenhag'ın yemekleri kadar mobilya ve mimari tasarımları da ünlü. Bu noktada merakımızı gidermek için Tasarım Müzesi'ni ziyaret ettik ve bir de baktık ki sağda solda karşımıza çıkan tüm sandalye ve koltuklar aslen Danimarkalı tasarımcılar tarafından üretilmiş. 

Tasarım Müzesi - Arne Jacobesen'in SAS binası için tasarladığı koltuklar
Tasarım Müzesi - Verner Panton'un yekpare kırmızı koltuğu sol üst köşede
Tabi ki sadece Tasarım Müzesi ile yetinmedik ve kısa bir tren yolculuğu sonrasında Kopenhag'ın biraz dışında kalan Louisiana Modern Sanat Müzesi'nde bulduk kendimizi. İlk başta göz yanılgısı ve hareket algısı üzerine kurulu Optik ve Kinetik Sanat akımlarını anlatan 'Eye Attack / Göz Saldırısı' isimli geçici sergiyi gezme şansımız oldu. Açıkçası bu vesile ile öncesinde hiç bilmediğim iki sanat akımıyla tanışmış oldum. En çok hangi eserlerden etkilendiğimi soracak olursanız Luis Tomasello, Carlos Cruz-Diez, Victor Vasarely ve Bridget Riley gerçekten de her gün görmek isteyebileceğim güzellikte işler yapmışlar. 

Louisiana Müzesi - Eye Attack Sergisi
Ancak Louisiana Müzesi'nde beni esas etkileyen nokta tabi ki en sevdiğim sanatçılardan biri olan Alberto Giacometti'nin heykelleri (hepsi iç mekandaydı) oldu. Bir de buna ek olarak deniz kıyısındaki bir yamaca yerleşik heykel bahçesi gerçekten de görülmeye değerdi. Sanırsam bu bahçeyi en iyi tanımlayacak sözcük 'masalsı' idi...

Louisiana Müzesi - Yürüyen Adam / Alberto Giacometti
Louisiana Müzesi Heykel Bahçesi
Sonuç olarak üç günlük kısa bir ziyaret olmasına rağmen Kopenhag'ı en çok sevdiğim şehirlerden biri olarak ilan ederim. İrma aynısını düşünür müydü emin değilim zira oldukça soğuk bir şehir, ancak sıcak bir şöminenin ikna edemeyeceği bir sorun olmazdı gibi geldi bana. Daha da önemlisi, her ne kadar bu seferlik pek keşfetme şansı bulamamış olsam da Kopenhag Avrupa'nın en önemli caz merkezlerinden biri. Zamanında tenor saksafon üstadı Dexter Gordon'un oldukça uzun bir süre bu harika şehirde yaşadığını hatırlatmakta fayda var. Dolayısıyla İrma'yı bu vesile ile belki kandırma şansım olur :)

Lafı çok uzattığımın farkındayım... iyisi mi sadede geleyim (bu esnada İrma her zamanki gibi sırasıyla televizyon, televizyonun altındaki ıvır zıvır, Sırma'nın ortada duran tokalarına saldırmak ve beni sürekli müdahale etmek üzere hareket halinde tutmakla meşgul) ve bugünkü caz standardımız olan "Cotton Tail / Pamuk Kuyruk"tan bahsedeyim. Öncelikle şarkının ismi Amerika'da bulunan bir tavşan cinsinden geliyor. 1940 tarihli bu standardı ilk dinlediğimde kendimi Bebop dönemine yolculuk yaparmış gibi hissetsem de aslen bir Duke Ellington bestesi ile karşı karşıya olduğumu fark etmek hoş bir sürpriz oldu. Özellikle de bu standardın çok bilindik "I got rhythm" parçasından türetilmiş olduğunu öğrenince daha da bir şaşırdım. Bu beklenmedik noktalar, Duke'un ne kadar eşsiz bir besteci olduğuna bir kez daha tanıklık ediyor. Öte yandan, oldukça hızlı bir ritmde (bazı yorumları dakikada 235 vuruşa kadar çıkıyor) giden bu parçanın en çok hoşumuza giden kaydı (İrma'nın şu anda evde koşturma hızı ile Cotton Tail'in akıp giden notaları oldukça uyumlular), Ben Webster'ın Oscar Peterson ile 1953 yılında piyasaya çıkardığı King of the Tenors / Tenorların Kralı albümünden... Umarım siz de bizim kadar keyif alırsınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder