14 Haziran 2015 Pazar

Blue Bossa

Uzunca bir zamandır yazma şansı bulamadım. Ama yazamamaktan daha beteri tüm bu zaman zarfında İrma ile de ayrı düştük. Özellikle son on gündür kızım da pek bir yalnız kalmıştı ve iki günde bir uğrayan bakıcısının ('mürebbiyesi' de denebilir) söylemesiyle her ziyareti büyük bir gürültüyle karışılıyormuş. Son yolculuklarım öncesinde İrma'nın şöyle bir fotoğrafını çekmiştim, her ne kadar caz dinlerken genelde bu halde olmasa da görüşemediğimiz günlerde onu hep böyle hatırlamak oldukça keyifli oldu.
İrma'nın güneş sefası
Son birkaç zamandır arka arkaya Tel Aviv, Elat, Riyad, İstanbul ve Roma'ya seyahat ettim. Arka arkaya gittiğim tüm bu şehirlerin ortak noktalarını düşündüğümde üçünün Roma, üçünün de Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde kaldığını, iki tanesinin de bu imparatorluklar için başkent görevini üstlendiğini farkettim. Bugüne dönüp bakınca benzerliklerinden çok farklılıklarıyla ön plana çıkabilecek bu 5 şehir içinden en çok hangisini sevdiğimi düşünmem gerekirse sanırsam cevap çok basit oluyor - ortasından denizin aktığı başka bir şehre taşınana kadar İstanbul gibisi yok demek istiyorum.
Pax Romana
Seyahatlerin sonunda ise kısa bir süre önce Londra'ya döndüm ve şimdi ayağımın dibinde kızımla beraber Kenny Dorham tarafından 1963'te bestelenen ve ilk kez Joe Henderson'un Page One albümünde yer alan "Blue Bossa / Mavi veya Hüzünlü Bossa"yı dinliyoruz. Açıkçası Ted Gioia'nın bu caz standardını az bilinir bir parça olarak nitelendirmesine oldukça şaşırdım zira batı müziği ve batı kültürü ile aşina hemen herkesin duyar duymaz tanıyacağı bir melodi - sanırsam dünyanın pek çok ülkesinde, pek çok farklı mekanda dinlemek mümkün. Bu kadar çok bilinmesinin sebeblerinden biri ise bu standardın aynı zamanda caz müziğini yeni öğrenen müzisyenler için oldukça önemli bir adım olmasıymış Ted Gioia'ya göre. İnternette araştırma yaparken bu standardın aslen kontrbas için yazılan bir giriş parçası olduğunu okudum. Bu konuda Rachel Bronstein'in Don Sickler'ın caz blogunda yayımladığı oldukça ilgi çekici bir makale var - merak edenleriniz olursa buradan ulaşabilirsiniz.

En çok hangi yorumu beğendiğimizi paylaşmadan önce bir noktayı açıklığa kavuşturmak doğru olacak - 1960'ları kasıp kavurmuş Bossa Nova akımının ve genel olarak Latin müziğinin büyük bir hayranı değilim. Sanırsam salsa öğrenme çabalarımı çok uzun süre devam ettirememiş olmamın sebeplerinden biri de bu. Dolayısıyla bu standardın farklı yorumlarını dinlerken özel olarak bir tanesini beğenmem çok kolay olmadı, hatta çoğu zaman kendimi asık suratlı, smokinli ve içi geçmiş görünümlü müzisyenlerin bir köşede tıngırdadığı sıkıcı bir restaurantta az seçenekli, yüksek fiyatlı bir menüyü okuyormuş gibi hissetim. İrma'nın da bu süreçte pek yardımcı olduğunu iddia edemeyeceğim zira öğleden sonra yediği yarım konserve ton balığının etkisiyle bezgin bir halde guruldamakla meşgul şu sıralar. Sonuç olarak beni bu hissiyattan en uzak tutan yorum, hem yüksek temposu hem de keyifli doğaçlamalarıyla trompette Art Farmer'ın ve tenor saksafonda Harold Land'in olduğu 1996 yılına ait kayıt oldu. Ne yazık ki videosunu bulamadım, ama Spotify üzerindeki bağlantısını veriyorum, burayı tıklayarak dinleyebilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder